💞 Due tazze di caffè
İtalyanca okuma metni · B1 · İki Fincan Kahve. B1 seviyesinde kısa bir İtalyanca hikâye (15 cümle). Önce İtalyanca cümleyi oku, sonra altındaki Türkçe çeviriyle karşılaştır. Her bölümün önemli kelimelerini öğren ve sondaki soruyu cevapla.
1. bölüm
Lena e Jonas stavano insieme da tre anni, ma ultimamente litigavano spesso.
Lena ve Jonas üç yıldır birlikteydi ama son zamanlarda sık sık tartışıyorlardı.
I litigi iniziavano sempre da piccole cose: i piatti, il telefono, i ritardi.
Kavgalar hep küçük şeylerle başlıyordu: bulaşıklar, telefon, geç kalmak.
Una domenica mattina, mentre Lena beveva il caffè, Jonas continuava a guardare il telefono.
Bir pazar sabahı Lena kahve içerken Jonas telefonuna bakıp duruyordu.
«Non mi ascolti mai!» disse Lena, e uscì sbattendo la porta.
“Beni hiç dinlemiyorsun!” dedi Lena ve kapıyı çarpıp çıktı.
Jonas rimase solo, con due tazze e una colazione fredda sul tavolo.
Jonas yalnız kaldı; masada iki fincan ve soğuk bir kahvaltı vardı.
Bu bölümün kelimeleri
| İtalyanca | Türkçe |
|---|---|
| la relazione | ilişki |
| il litigio | kavga |
| ascoltare | dinlemek |
| insieme | birlikte |
Anladın mı? Perché Lena si arrabbia?
- Jonas non la ascolta · Jonas onu dinlemiyor
- Il caffè è freddo · Kahve soğuk
- Jonas è in ritardo · Jonas geç kaldı
Doğru cevap: Jonas non la ascolta
2. bölüm
Lena camminò per ore nel parco pensando alla loro relazione.
Lena saatlerce parkta yürüdü ve ilişkilerini düşündü.
Dovevano lasciarsi? L'idea la spaventava.
Ayrılmalı mıydılar? Bu düşünce onu korkuttu.
Quando tornò a casa, trovò un biglietto scritto a mano sul tavolo.
Eve döndüğünde masada kendi el yazısıyla yazılmış bir not buldu.
«Hai ragione. Il mio telefono adesso è nel cassetto. Possiamo parlare?»
“Haklısın. Telefonum artık çekmecede. Konuşabilir miyiz?”
Accanto al biglietto c'erano due tazze di caffè caldo.
Notun yanında iki fincan sıcak kahve duruyordu.
Bu bölümün kelimeleri
| İtalyanca | Türkçe |
|---|---|
| lasciarsi | ayrılmak |
| il biglietto | not |
| avere ragione | haklı |
| il cassetto | çekmece |
Anladın mı? Dove mette Jonas il telefono?
- Nel cassetto · Çekmeceye
- Sul tavolo · Masaya
- Nella borsa · Çantaya
Doğru cevap: Nel cassetto
3. bölüm
Quella sera parlarono per ore, forse davvero per la prima volta.
O akşam saatlerce konuştular, belki de ilk kez gerçekten.
Lena parlò dello stress al lavoro e Jonas confessò che stava cercando di nascosto un nuovo lavoro.
Lena işindeki stresi anlattı; Jonas da gizlice yeni bir iş aradığını itiraf etti.
«Per questo guardavo sempre il telefono» disse. «Avevo paura di dirtelo.»
“Telefona bu yüzden bakıp duruyordum,” dedi. “Sana söylemekten korktum.”
Lena sorrise. Comunicare era molto più facile che litigare.
Lena gülümsedi. İletişim kurmak, kavga etmekten çok daha kolaydı.
Ora ogni domenica mattina comincia con i telefoni spenti e due tazze di caffè.
Artık her pazar sabahı telefonlar kapalı, iki fincan kahveyle başlıyor.
Bu bölümün kelimeleri
| İtalyanca | Türkçe |
|---|---|
| la comunicazione | iletişim |
| confessare | itiraf etmek |
| di nascosto | gizlice |
| avere paura | korkmak |
Anladın mı? Perché Jonas guardava sempre il telefono?
- Cercava lavoro di nascosto · Gizlice iş arıyordu
- Stava giocando · Oyun oynuyordu
- Guardava la partita · Futbol izliyordu
Doğru cevap: Cercava lavoro di nascosto
Bu hikâyeyi anadili konuşanların sesiyle dinle ve İtalyanca adım adım Fenek'te ücretsiz öğren.
Ücretsiz İtalyanca kursuna başla →